Öss Puan Hesabı  Ders Notları  Meslek Tanıtımları  Rehberlik  Yabancı Dil Eğitimi  Arama İletişim

Menü

   Ana Sayfa
 2010 Üniversite Taban Tavan Puanları
 2011 Üniversite Taban Tavan Puanları
 Açıköğretim
 ALES
 ALS
 Anadolu Liseleri Tavan Taban Puanları
 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi
 Biyoloji
 Burs Duyuruları
 Coğrafya
 Çıkmış Sorular
 Ders Notları
 Dikey Geçiş DGS
 Edebiyat
 Eğitim Haberleri
 Eğlence
 Felsefe
 Fizik Dersleri
 Geometri
 Güzellik
 Kimya
 Kitap Özetleri
 Kişisel Gelişim
 KPDS
 KPSS Ders Video
 KPSS Duyuru
 Matematik
 Meslek lisesi
 Meslek Tanıtımları
 Müzik Klip İzle
 Polislik
 Psikoloji
 Rehberlik
 Ruhun Gıdası Gerçek Müzik
 Sağlık Köşesi
 Sağlık Meslek Liseleri Taban Tavan Puanları
 SBS
 SORU CEVAP
 Soru Çözümleri
 STAJ Duyuruları
 Süper Video Cafe
 Tarih
 Trafikle İlgili Sorular
 Türkçe
 YGS LYS
 İngilizce
 Üniversite FOTOLARI
 Üniversite Taban Tavan Puanlar
 Üniversite Tanıtımları
 Yurt Dışı Eğitim
 Yönetmelikler
 Önemli Haberler
 ÖSYS duyurular
 Özel Ders
  İletişim

 Edebiyat Ders Notları Nâzım Hikmet: Toplumcu-gerçekçi çizgi

Okunma

1280


Nâzım Hikmet: Toplumcu-gerçekçi çizgi

Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde asıl yenilik Nazım Hikmet’le gelir. Sağlıklı, biçim ve özde devrim yapan bir yeniliktir bu. Ölçüyü atan Nazım Hikmet’tir, özü biçimin bağlarından kurtaran da. İlk iki kitabıyla (835 Satır, Jakond ile Si-Ya-U, 1929) "şairane"ye karxı çıkmış, dizeci anlayışı yıkmıştır. Ama gelenekten de kopmaz. Çünkü ona göre asıl önemli olan öz’dür. Biçim öze uydurulmalı, özü bir kat daha belirgin kılmalıdır. Üstelik onun şiiriyle gelen öz bir ideolojiye dayanmakta, siyasal bir tutumu içermektedir. Toplumcu gerçekçi (realisme social) sanat anlayışını bilinçli olarak benimsemekle kalmamış, bu alanda en yetkin örnekleri vererek hem kendisinden sonra gelen kuşağı, hem de 1960 sonrası Türk şiirini etkilemiştir. Türk yazını onunla toplumcu gerçekçi çizgiye girmiştir.
Biçim açısından bakıldığında, serbest nazım, serbest şiir, özgür koşuk adlarıyla nitelenen ve şiirden ölçü, uyak gibi bağları atan bir akımın başlatıcısıdır Nazım Hikmet. Ondan önce de bu yolda denemeler yapılmış, özellikle Tevfik Fikret serbest müstezadı alabildiğine geliştirerek şiiri düzyazıya yaklaştırmış, Ahmet Haşim dizeyi kırarak serbest söyleyişe ulaşmak istemiştir, ama böylesi denemeler aruz kalıplarıyla oynayarak gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta Milli Edebiyat akımı etkisinde heceyle şiirler yazan Nazım Hikmet ise Anadolu’ya gidişiyle (1921) başlayan ve Moskova’daki öğrenim yıllarında ilkeleri belirginleşen yeni bir şiir anlayışıyla, ölçüsüzlüğü (vezinsizliği) düşünemeyen Türk şiirini kökten değiştirir. Moskova’dayken tanıdığı gelecekçilik (futurisme), kuruculuk (constructivisme) akımlarından etkilenerek yazdığı şiirlerinde ölçüyü atmakla birlikte uyağı boşlamaz. Ama bu, alışılmışın dışında, geleneğin, divan şiirinin birikimlerinden yararlanan yeni bir uyak anlayışıdır. Türkiye’ye dönüşünde Aydınlık dergisinde yayımladığı (1923-1925) yeni şiirleri, bu nedenle en çok yapıları açısından yankı uyandırır.
Doğaldır bu. Çünkü "sanat toplum içindir" tezini savunan Tanzimat ozanlarından sonra Türk şiirinin ana sorunsalı hep biçim düzeyinde çözülmeye çalışılmıştır. Yenilik olarak hep yeni söyleyişler ardında koşulmuş, yeni biçimler aranmıştır. Kuşkusuz bunda en büyük etken, Cumhuriyet’e dek dil sorununun gündemde olmasıdır. Nitekim yukarda özetlendiği gibi, Milli Edebiyat akımı da dil konusunun yeni bir yaklaşımla ele alınması girişimiyle başlatılmıştır. Nazım Hikmet’in şiirleri yayımlandığında dil sorunu çözümlenmiş, Milli Edebiyat akımı dışındaki ozanlar da yalın bir dil kullanma gereğini duyar olmuşlardır; ama bu soruna bağlı olarak gelişen aruz-hece tartışması, Hececilerin utkusuyla sonuçlanmış görünse de, birinden birinin kesin yengisiyle çözümlenebilmiş değildir. Daha doğrusu, gizli bir uzlaşma, ideolojik uzlaşmanın yazına yansıması söz konusudur. İşte Nazım Hikmet’in her iki ölçüyü de atan şiirleri böylesi bir ortamdan yayımlanınca biçimde devrim olarak görülür. Oysa asıl devrim özdedir.
Bu konuda şunları söyler Nazım Hikmet: "Şiir kafiyeli de kafiyesiz de, vezinli de vezinsiz de, bol resimli, hiç resimsiz de, bağırarak da fısıldayarak da yazılabilir, yeter ki yazılacak şey olsun ve bu yazılacak şey en uygun şeklini - bazan belirli bir tarihi merhaleye göre en uygun şeklini - en ustaca bulmuş olsun. Şahsen kendimse, şekli öylesine öze uydurmak istiyorum ki, şekil, özü bir kat daha belirtsin, ama kendisi, yani şekil belli olmasın." (Ekber Babayef’le konuşmasından) "Şiirlerimde genellikle topyekün belirli bir ölçü ve şekil yoktur. Fakat ölçü ve şekil var. Hem melodi, hem armoni. Hem kafiye, hem kafiyesizlik, hem mısra-i berceste, hem kül. Yani realiteyi ve realite içindeki faal insanı iç ve dış aleminde yansıtması gereken şiire en uygun dinamik şekil ve ölçüler. Daha yüksek bir ölçü ve şekle, hareket ve değişme halindeki çerçevelere ulaşmak istiyorum. (...) Ben kendi toplumsal sınıf çevreme karşıt ve çelişmeli değilim. Bundan ötürü de sanat için değildir diyorum. Şiirde bileşik, diyalektik gerçekçiliğe ulaşmak istiyorum." (Her Ay, Nisan 1937)
Nitekim şiirsel eyleminde biçimle ilgili tartışmalara girmez Nazım Hikmet. Öze uygun biçimi bulmaktır amacı. Bunun için yalnız Türk yazınının değil, tanıdığı bütün yazınların geleneklerine açıktır. Hepsinden yararlanabilir. Çünkü ona göre, "Her sanatkar ömrünün sonuna kadar arayacaktır. Bu arama seyrinde her konkre öze en uygun şekli bulmaya, kendi kendini tekrarlamamaya, şahsiyetini muhafaza etmekle beraber taklit etmemeye çalışacaktır. Hiçbir değişmez, mutlak sanat kaidesi tanımayacaktır." (Babayef’le konuşma). Bu ise biçimin öze bağlı olarak sürekli değişmesi, bir değişkenlik içinde olmasıdır. Değişmeyen sanata yüklediği işlevdir. İşlevi belirleyen de toplumcu dünya görüştü.
Nazım Hikmet’in toplumcu yazının gelişmesi yolundaki eylemi, asıl 1929’da, Resimli Ay’da çalıştığı yıllarda yoğunlaşacak, egemen sanat anlayışlarına karşı gerçek kavga, yalnız şiirde değil, bütün yazın dallarında bu dönemde başlatılacaktır. Asım Bezirci bu gelişimi şöyle özetler:
"1928’de Takrir-i Sükun Kanunu yürürlükten kalkınca, baskı da hafiflemeye başlar. Bundan yararlanarak, toplumcu yazarlar Sabiha Zekeriya’nın 1 Şubat 1924’ten beri çıkarmakta olduğu Resimli Ay dergisi çevresinde toplanmaya çalışırlar. 1928’den sonra Vala Nurettin, Suat Derviş, Sadri Ertem Resimli Ay’da yazarlar. Almanya’dan gelen Sabahattin Ali ile Rusya’dan dönen Nazım Hikmet de onlara katılırlar. Resimli Ay, 15 Ocak 1931 tarihinde kapanıncaya değin toplumcu bir edebiyatın kurulup yayılmasına hizmet eder.                      alıntı
sinavrehberlik.com başarılar diler.

  Yorumlar

 
Asitler ve Bazlar


2011 Yerleştirme Sonuçları Ne Zaman


Endüstri Bitkileri Yetiştirme Ve Değerlendirme


Reklamcılık


Learn English with Steve-Peppy 19( Eye Idioms)


Matematik Mühendisliği Ne Demektir ?


Dicle Üniversitesi Genel Tanıtım


İş dünyasındaki son moda meslekler


Çene Altını Toplayan Suna Dumankaya nın tarifi


İntegral 1


Eylemde Çatılar ( Nesne Yüklem , Özne Yüklem İlişkisi)


Ek Eylem (Ek Fiil - Cevher Fiil )


Cümle Öğeleri ile ilgili Önemli Uyarılar


Anlatım Bozuklukları ( Cümle Düzeyinde )


Abant İzzet Baysal Üniversitesi Taban Tavan Puanları 2011


Adıyaman Üniversitesi Taban Tavan Puanları 2011


Adnan Menderes Üniversitesi Taban Tavan Puanları 2011


Afyon Kocatepe Üniversitesi Taban Tavan Puanları 2011


Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Taban Tavan Puanları 2011


Ahi Evran Üniversitesi Taban Tavan Puanları 2011


Copyright © 2009 Tüm Hakları Saklıdır.Sitemap