Hiç düşünüyor muyuz sınavlar , yaşamımızın neresindedir ? Toplum olarak çocuklarımızı geleceğe hazırlarken nasıl bir girdabın içerisine soktuğumuzun acaba kaçımız farkındayız ? Yaşam , tekrarı olmayan bir gizemli filmdir. Kimilerinin filmi hazinle bitiyor maalesef , son perdelerde intihar eden ,evden kaçan , madde bağımlılığına düşen bir çok çocuk bulunmaktadır. Oysa yaşayacakları kim bilir neler neler vardı. Erkenden yaşamdan sıyrılan bu çocuklar , kim bilir küçücük elleriyle neler neler başaracakladı , küçücük adımlarıyla kim bilir ne büyük adımlar atacaklardı …
Ebeveynler görüyorum bazen , çocuklarının sınav sonuçlarını karşılaştırıyorlar , adeta yarışıyorlar birbirleriyle , sanki bu insanlar at yarışındalar ,kendi çocukları da yarıştaki birer at bu benzetmeyi yapmak istemezdim ; fakat bazı madalyonların arka yüzleri karanlıktadır.
Varılmak istenen nokta başarı ise , başarı dediğimiz şeyin bir çok olgunun birleşimi olduğunu unutmamak gerekir. Bu olgulardan bir tanesi de ailedir , aile içi iletişimdir , sevginin gösterimidir. Ebeveyn tutum ve davranışları , çocukların başarılarını çok büyük oranda etkilemektedir.
Öğrencilerin anlatımıyla bazı ebeveyn ifadeleri :
- Sınavı kazanamazsan çok kötü olacak!
- Falan filancanın çocuğu senden daha başarılı!
- O kadar para harcıyoruz sen değerini bilmiyorsun!
- Biz senin yaşındayken böyle değildik!
- Saatlerdir aynı yeri çalışıyorsun , hiç ilerlemen yok mu ?
- Ders çalış! Ders çalış! Ders çalış!
Oysaki sınav denilen olgu yaşamın kendisi değildir. Sadece küçük bir parçasıdır. Sınavlar insan yaşamında önemlidir ; fakat yaşamın temel taşını oluşturmaz. Bu mesajı öğrencilerimize .çocuklarımıza veremediğimiz sürece bir yanımız hep eksik kalacak , stres dediğimiz şey ve kaygılar peşimizi bırakmayacaktır.
İletişimin denilen olgunun sanat gibi , yetenek gibi , şiir gibi kutsal olduğuna inanırım. Toplumdaki bir çok olumsuzluğun temelinde yatan nedenlerden bir tanesi de iletişimsizlik ya da yanlış iletişim kurmaktır. Yaşam gözlerimizin alamadığı kadar güzellikte , tadına varamayacağımız kadar da kısa iken hüzün sayfalarına meydan vermemek gerekir. En azından elimizde olan sebeplerin kontrolüne dair bir şeyler yapabilmek için çaba sarf etmek kişisel ibadet mahiyeti taşır. Bir anne ellerini çocuğunun saçlarında gezindirerek , ‘sınavı kazansan da , kazanamasan da sen bizim çocuğumuzsun , biz sana sonsuz güveniyoruz ve seni seviyoruz’ mesajını veremiyorsa , bu anne , çocuğundan üstün başarılar bekleme hakkına sahip değildir.
Araştırma sonuçları gösteriyor ki Türkiye’deki çocuk intihar sayısı her geçen gün artış göstermektedir. Bir çocuk hayatı boyunca bir sürü karne getirecektir ; fakat hayata yalnızca bir kere gelmektedir. Ayrıca baskı , şiddet ve ders çalış demek başarıya götürmediği gibi başarısızlığı inatla tetikleyen başlıca öğelerdir.
Bir insan takdir edildiği alanda , kendisini rahat hissedebilir. Bu açıdan çocuklarımızı başarıları büyük ya da küçük olsun , takdir etmeliyiz. Bu şekilde motivasyon temellerini atabiliriz. Ümit ve cesaret vererek minik kalplere ışık serpebiliriz.
Üzerinde giysisi olmayan , pantolonu eski olduğundan dolayı kısa gelen bir çocuğu uzaktan görmek hüzün verir , birazda düşündürür ; ama sevgisiz büyüyen , sevgi açlığı çeken bir çocuğu görmek çok daha kompleks bir durumdur , çünkü sevgisiz büyüyen bir çocuk acınacak durumdadır. Bu kadar zor mu çevremizdeki insanlara sevdiğimizi söylemek , yaşam bitmeden bunu denemek gerek.


